DOLAR 7,4377
EURO 8,9894
ALTIN 410,60
BIST 1.531
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Siirt 14°C
Sağanak Yağışlı
Siirt
14°C
Sağanak Yağışlı
Per 12°C
Cum 15°C
Cts 16°C
Paz 16°C
tempobet

Ahmet Arıtürk Yazdı: HAKKI DEĞİRMENDE ARAMAK!!!

26.01.2021
318
A+
A-

Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının “esastan bağlayacağı olmadığını” AİHM ve AYM’nin kararlarının hiyerarşik değil yönlendirici olduğunu söylemiş!

Doğrusunu isterseniz, bu açıklamayı duyunca bir Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olarak aklıma ilk gelen “HAKKINI DEĞİRMENDE ARAMAK” deyimi oldu. Vatandaşlar olarak mağduriyetimiz söz konusu olduğunda veya mağdur olmazsak bile mağdur edildiğimize inandığımız zaman hakkımızı nerede arayacağız. Anayasa Mahkemesi ve AİHM’nin kararları bağlayıcı değilse, bu açıklamanın anlamı bundan böyle haksızlığa uğradığına inanan vatandaşların HAKLARINI DEĞİRMENDE ARAMASI GEREKİR. Bu açıklamanın tercümesi budur!

Bizim eski Siirt yerlilerinin meşhur bir deyimleri vardır. Bir zamanlar varolan kadılık müessesesindeki haksızlıkları dile getirmek açısından üretilen (HIKEM ÇIRÇIRO = ÇIRÇIRO’NUN HÜKMÜ!) deyimi zaman içinde unutulmuş olsa bile, biz Siirt’in eski yerlileri hala bu deyimi anımsarız. Deyimin ne sebeple söylendiğini de biliriz.

Öyle anlatılır ki, bir zamanlar Siirt’te hüküm süren bir derebeyi, işlerini sözde şeriata uygun yürüttüğüne halkı inandırmak açısından adı ÇIRÇIRO olan bir yarı hocayı kendisine kadı yapmış. ÇIRÇIRO’NUN bütün hükümleri de haliyle Derebeyinin istediği şekilde alınırmış. İşte, bundan mülhem olarak (At ölür, meydan kalır; yiğit ölür şanı kalır) esprisine uygun olarak ÇIRÇIRO adlı bu sözde kadı da ölüp, cehennemin esfeline hendeklense bile, adı, sanı yürümüş, gitmiş. Siirtli atalarımız, ondan sonra kadılar tarafından verilen adaletsiz kararları tanıtmak açısından (HIKEM ÇIRÇIRO) deyimini hep kullana gelmişlerdir. Bu deyim, Cumhuriyet öncesi yıllarda en çok kullanılan deyimlerden biriyken, Cumhuriyetle birlikte yeni mahkemeler, hâkimler, savcılar atanmağa başlanınca da unutulmağa yüz tutmuştur. Bu vesileyle, biz bir kere daha Siirtlilere ait olan (HIKEM ÇIRÇIRO) deyimini anımsatmış olalım ki, tarihi nitelikteki bu deyim, Siirt anekdotları içinde yerini alsın.

Biz Siirtlilerin, (ÇIRÇIRO) DEYİMİMİZİN karşıtı olarak Anadolu insanları da genelde (HÜKM-İ KARAKUŞİ) deyimini kullanırlar! Yani, ÇIRÇIRO ile KARAKUŞİ isimleri aynı kapıya çıkar. Her iki sözde kadı, zamana, zemine ve aldıkları emirlere göre hareket eden kadıları temsil ederler.

Mevcut yasalarımıza göre, ilgili mahkemeler tarafından haksızlığa uğradığına inanan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarının kişisel olarak Anayasa Mahkemesine başvurma hakları vardır. Anayasa Mahkemesinin kararının da kendisini mağdur ettiği düşüncesinde olan vatandaş son olarak Türkiye’nin de kararlarına uymayı taahhüt ettiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurma hakkına sahiphtir. Artık, bu son mercidir ve verilen hüküm kesindir. Türkiye Cumhuriyeti olarak AİHM kararlarına uyacağımıza dair imzamız vardır.

Evet, kendisi de bir hukukçu olan Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlarından Sayın Mehmet Uçum’un (Anayasa Mahkemesi ve AİHM bizi bağlamaz) anlamına gelen açıklamalarının tercümesi Bize göre (BUNDAN BÖYLE HAKKINIZI DEĞİRMENDE ARAYIN) demektir.

Şu gerçeği de anımsatalım, Sayın Erdoğan ve Sayın Abdullah Gül de bir zamanlar mağdur edildikleri konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuşlardı. Madem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı yok, halef-selef iki Sayın Cumhurbaşkanımızın yıllar-yıllar önece AİHM’e başvurmalarının esprisi neydi!!!

ANEKDOTLAR

Bir terzi ile avcı arkadaş olur ava giderler. Avda avcı attığı bir okla terzinin gözünü kör eder. Terzi avcıyı dava eder.

Kadı Karakuş, terziye sorar;
-Peki, ne istiyorsun?

-Efendim, bu avcı benim gözümü çıkardı. Mesleğim olan terziliği tek gözümle yapamıyorum cezalandırılsın ve bedel ödensin.

Karakuş, hemen kararını verir:

-“Avcının bir gözü çıkarıla!”

Avcı karara itiraz ederek:

-Efendim ben avcılıkla geçiniyorum, tek gözüm çıkarılırsa ok atamam…

Karakuş bu defa kesin hükmünü verir:

-“Terzinin öteki gözü de çıkarıla, aynı ceza avcıya da uygulana!

*
Hırsızın biri, bir evi gözüne kestirmiş, etrafı kolaçan etmiş. Gece karanlığı basınca balkondan girmek amacıyla bahçeye dalmış, Balkona tırmanmaya başlamış.

Bir adım, bir adım daha derken ve tam çıkmak üzereyken, balkonun korkuluğu kırılıp kopmuş. Hırsız düşüp ayağını kırmış…

Sabah olunca, hırsız Karakuş Kadı’ya gitmiş, Durumunu ileterek:

-“Kadı Efendi, ben soymak için bir eve girecektim, fakat balkon korkuluğu çürük çıktı, koptu. Ben de düşüp ayağımı kırdım!”

Kadı:
-“Eeee ne istiyorsun, şimdi seni hırsızlığa teşebbüsten içeri atayım mı?” demiş.

Hırsız cevap vermiş:-“Hayır Kadı Efendi! Asıl ben ev sahibinden davacıyım! Eğer balkonun korkuluğunu sağlam yaptırsaydı, ben de düşüp ayağımı kırmazdım. Tamam, hırsızlık suç amma, cezası balkondan düşüp ayak kırmak değil!”

Karakuş Kadı, bu talep karşısında keyiflenmiş, Çünkü tam ona göre bir davaymış. Ev Sahibini çağırtarak:
-“Be adam, niçin evinin balkonunu sağlam yaptırmıyorsun? Korkuluk sağlam olsaydı bu adam düşüp ayağını kırmazdı!” diye çıkışmış.

Ev sahibi korkmuş:
-“Aman efendim, balkonun korkuluğunu marangoz Ahmet Usta yaptı. Çürük yaptıysa benim günahım ne?” demiş.

Bunun üzerine marangozu çağırmışlar, balkonun korukluğunu neden sağlam yapmadığını sormuşlar. Marangoz:
-“Efendim, ben balkonun korkuluğunu çakarken yoldan yeşil başörtülü bir hanım geçiyordu. Başörtüsü o kadar güzel yeşile boyanmıştı ki, herhalde gözüm ona daldı, çiviyi boşa çakmış olacağım!” diye cevap vermiş.

Kadı emretmiş, hemen yeşil başörtülü kadını bulup getirmişler. Kadıncağız gelmiş, tir tir titreyerek:
-“Kadı Efendi, benim günahım ne? Ben başörtümü, boyasın diye boyacıya verdim, o boyadı!”

Sıra boyacıya gelmiş. Kadı sorguya çekmiş:
-“Ulan, başörtülerini neden böyle göz alıcı renge boyuyorsun, marangozun gözü başörtüsüne takılıyor, çiviyi boşa çakıyor. Balkona tırmanmaya çalışan hırsız düşüp ayağını kırıyor! Bütün bu olayların müsebbibi sensin!”
Boyacı verecek cevap bulamayınca, kadı da hükmünü vermiş:
-“Götürün bu herifi asın!”

Biraz sonra cellat gelmiş:
-“Kadı Efendi, bu boyacıyı boyu sehpaya uzun geldiği için asamıyorum!”

Kadı elini sarığına dayamış, çözüm bulmuş:
-“Git, kısa boylu bir boyacı bul, bunun yerine onu as!” demiş!

*
Bir gün Karakuş Kadı, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş. Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış sahibini bekleyen nefis bir ördek varmış. Karakuş Kadı, fırıncıya:
-‘Ben bunu alıyorum!’ demiş.

Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş. Az sonra ördeğin asil sahibi gelmiş:
-‘Hani bizim ördek?’ demiş.

Fırıncı boynunu büküp:
-‘Uçtu!’ deyince iş kavgaya dönüşmüş. Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü yanlışlıkla çıkarınca korkup kaçmaya başlamış. Gayrimüslim de peşine düşerek kovalamış. Fırıncı bir duvardan atlarken, bilmeden duvarın öteki tarafındaki hamile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın, çocuğunu düşürdüğü için, kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş. Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış. Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak Karakuş Kadı’nın huzuruna çıkarmışlar.

Kadı sırayla sormuş:
Ördeğin sahibi:
-‘Bu adam ördeğimi iç etti’ diye şikâyette bulunmuş:

Karakuş Kadı, haberi yokmuş gibi fırıncıya sormuş:
-‘Be adam, ne yaptın bu adamın ördeğini?’

Fırıncı cevap vererek:
-‘Ördek bu! Uçtu Efendim’ demiş.

Kadı, kara kaplı defterini açmış:
-‘Ördeğin karşısında ‘tayyar’ yazılı. Tayyar ‘uçar’ anlamına gelir. o halde ördeğin uçması suç değil’ diyerek, fırıncının ördek işinden beraatına karar vermiş.

Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş. Onun şikâyetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş. Kara kaplı kitapta:
‘Her kim ki bir gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o müslimin tek gözü çıkarıla.’ diye yazıyormuş. Gayri Müslim:

-‘Benim tek gözüm çıktı. Şimdi ne olacak?’ diye sorunca Karakuşi Kadı:
-‘Çözümü gayet basit. Şimdi fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız!

Bu durumda, gayrimüslim şikâyetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu davadan da beraat etmiş.

Çocuğunu düşüren kadının kocasına da Karakuşi Kadı:
-‘Tamam. Karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak’deyince adam şikâyetini anında geri almış! Fırıncı bu davadan da kurtulmuş. Kadı bu kez Yahudi’ye dönmüş:

‘Senin şikâyetin nedir bre?’ demiş.
Olup bitenleri ibretle seyreden Yahudi bir süre düşündükten sonra ellerini açmış:

-‘Ne diyeyim Kadı Efendi! Adaletinle bin yaşa’

*
Bu anekdotu da gerçek hâkim, gerçek şahit ve gerçek hüküm nasıl olmalı açısından sunuyoruz:

Nasrettin Hoca, bir gün şahit olarak bir Kadı’nın huzuruna çıkmış. Şahitliği öylesine güzel ve tarafsız yapmış ki, kadı:

-Aferin Hoca, sana da böyle doğru dürüst şahitlik yakışır! demiş ve konuyla ilgili hükmünü vermiş. Kadı’nın da çok tarafsız ve gerçekçi hüküm verdiğini gören Nasrettin Hoca dayanamayarak:

-Aferin kör kadı! deyince, gerçekten de bir gözü kör olan Kadı alınmış olacak ki:

-Hoca, doğru ol dedikse, bu kadar da doğru ol demedik! diye sitem etmiş.
*
Bütün bu anlattıklarımızdan, ne demek istediğimizi anlayan, anlamıştır. Anlamayan varsa, bir anlayana sorsun!

0 0 Oy
Değerlendirme
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Düşüncelerinizi yazmak ister misiniz?x
()
x